Kitap dönem olarak 1930'ların büyük depresyon ile sarsılmış Amerika'nın Güneyindeki Maycomb Kasabasında geçmektedir. Romanda genel olarak Amerika'da o dönem temel bir mesele olan ırk ayrımcılığı, sosyal hiyerarşi gibi konulara değinilmiştir. Bu kitapta bağlantı kurmak istediğim durum, 1930'da gerçekleşen büyük ekonomik krizin etkilerinin dolaylı veya doğrudan olarak toplum üzerinde baskı yaratarak bunun ırkçılık üzerinde nasıl ve ne kadar etki yarattığıdır. Bu bağlantıyı görebilmemiz için öncelikle 1930 krizinde neler yaşandığını ve krizin nasıl ortaya çıktığını bilmemiz gerekir.
İlk olarak Amerika'nın büyük depresyon öncesi ekonomik yapısına bakarsak 1924-1925 yılları arasında edindiği ihracat fazlası ile dünyanın net kreditörü konumundadır. Ayrıca ülkede yeni endüstrilerin gelişmeye başlamasıyla bir talep artışı da görülmüştür. Yani Amerika'da 1920'lerde ekonomi fazlasıyla iyiydi. Üretim ve istihdam oranları yükseliyor; ücretler çok yükselmiyor ve fiyatlar istikrarlıydı. Peki kriz nasıl ortaya çıktı?
Bunalımın birçok sebebi var. Bunlardan biri Amerika ekonomisinin yüzde 50'si üzerinde etkili olan az sayıda şirketin varlığıydı. Tek bir şirketin batmasının ekonomiye etkisi ciddi anlamda büyük olabilirdi. İkinci bir sebep olarak da liberal ekonominin anlayışına göre ekonomiye devlet müdahalesinin olmaması gerekliliğinin savunulmasıydı.
1928 yılından 1929 Ekim ayına kadarki süreçte borsanın hızlı yükselmesi yani fiyatlardaki yükseliş görülüyordu fakat krizin çıkma nedenlerinin yatırımcıların beklentilerini etkilemesi sonucunda borsadaki hızlı yükseliş durdu ve hisse senetlerinin fiyatları düşüşe geçti. Büyük miktarda para bir anda yok oldu. Bu süreçte 4000 banka battı ve binlerce insanın mal varlığı yok oldu. Üstelik refah seviyesindeki düşüşle beraber insanlar sosyal statülerini de kaybetmişlerdi. Bu nedenle ruh sağlıkları da bozulmaya başlamıştı. 2.dünya savaşına kadar bu bunalım devam etti. Peki ırkçılık neden hızla arttı?
John Hawkins adında bir İngiliz'in sahip olduğu ilk köle gemisi 1562'de Amerika sularına girmiştir. Köle ticareti ise şeker kamışı alanlarının genişlemesiyle 1630'lardan sonra yoğunlaştığı görülür. O tarihlerde bir köle gemisinin okyanusu geçmekte olduğu rüzgarın getirdiği kokuyla anlaşılabiliyordu.
Belki de zencilerin kötü koktukları yargısı bu gerçeğe dayanarak doğmuştu. Zenci köleliğinin kaldırılma sebebi diğer insanlarla eşit değerde oldukları için değildi, sanayileşen Kuzey ülkelerinin özgür emek yani emeğini istediği gibi satmak isteyen kişiye olan gereksinimiydi.Zenciler özgür ve vatandaş sayılınca güney eyaletlerinde çıkarılan, zencilerin vatandaşlık haklarını sınırlayan "kara yasalar"a karşı kuzeyin dayattığı yasaya tepki olarak en az beş bin zenci öldürüldü.
1930'larda işsizliğin arttığı bunalım yıllarında, Leeville adlı bir kasabada haftalığını istemek için gelen zencinin, işverenin karısından "kocam ücretini bırakmadan kasabaya indi" cevabı alması üzerine, ona cinsel saldırıda bulunan zencinin, yakalanması, tutuklanması, kasaba halkının ayaklanması, mahkeme salonunun yakılıp, zencinin içinde korunduğu özel hücrenin kubbesinin kaynak makinesiyle delinip, cesedin çıkarılıp alkışlar arasında fırlatılışı,asılışı,kesilişi,yakılışı bir bilimsel araştırmada saptanmıştır. Büyük çoğunluğu aşağı gelir tabakasından olan halk olan, gene büyük çoğunluğu aşağı tabakalardan olan 200 kadar zencinin iş yerlerinin ve evlerinin yağmalanıp yıkıldığını öğreniyoruz.
Linç ve ayaklanma hakkında açılan dava sonunda, linçin sarhoş önderi suçlu bulunmamış, tutuklanan 44 kişiden 43 tanesi serbest bırakılmış suç 17 yaşındaki sabıkalı bir çocuğa yüklenmiş,bir yıl dolmadan salıverilmiştir. Bülbülü Öldürmek kitabında da bir zencinin bir beyaz kadına karşı tecavüz davası işlenir. Davada zencinin lehine kanıtlar sunulmasına rağmen jürinin zenciyi suçlu bulması,kitlelerin veya toplumun ön yargılarının ve kitle psikolojisinin bir sonucu olarak gerçekleşmesiyle açıklanabilir.
Sonuç olarak büyük buhranın da etkisiyle işsizlikteki artışın sonucu olarak satın alma gücündeki düşüş ve ortada bir suçlu olması gerekliliğine inanılması durumu geçmişte oluşan ön yargıyı daha da güçlendirerek ırkçılığı artırmış olabilir. Bir başka düşüncem ise krizden önce orta gelir seviyesinde yaşayan insanların krizle birlikte düşük gelir seviyesine gelmesi ve kendilerini zar zor geçindirebilen zencilerin seviyesine(sosyal statüsüne) düştükleri inancıyla ırkçılığın artmış olabileceğini söyleyebiliriz. Avukat Atticus davada jüriye şöyle seslenir: " Baylar onlar ne derse inanacaksınız çünkü onların varsayımına göre- o talihsiz varsayımlarına göre- bütün zenciler yalan söyler, bütün zenciler temelde ahlaksız yaratıklardır,kadınlarımızın yakın çevresinde hiçbir zenciye güven olmaz, insanların zihinlerinin çapını gösteren bir varsayım bu."
KAYNAKÇA:
https://www.cafrande.org/irk-ve-irkcilik-dusuncesi-zenci-ve-kizilderililere-uygulanan-irkciligin-kisa-tarihi-alaeddin-senel/
https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/buyuk-buhran-83
İlk olarak Amerika'nın büyük depresyon öncesi ekonomik yapısına bakarsak 1924-1925 yılları arasında edindiği ihracat fazlası ile dünyanın net kreditörü konumundadır. Ayrıca ülkede yeni endüstrilerin gelişmeye başlamasıyla bir talep artışı da görülmüştür. Yani Amerika'da 1920'lerde ekonomi fazlasıyla iyiydi. Üretim ve istihdam oranları yükseliyor; ücretler çok yükselmiyor ve fiyatlar istikrarlıydı. Peki kriz nasıl ortaya çıktı?
Bunalımın birçok sebebi var. Bunlardan biri Amerika ekonomisinin yüzde 50'si üzerinde etkili olan az sayıda şirketin varlığıydı. Tek bir şirketin batmasının ekonomiye etkisi ciddi anlamda büyük olabilirdi. İkinci bir sebep olarak da liberal ekonominin anlayışına göre ekonomiye devlet müdahalesinin olmaması gerekliliğinin savunulmasıydı.
1928 yılından 1929 Ekim ayına kadarki süreçte borsanın hızlı yükselmesi yani fiyatlardaki yükseliş görülüyordu fakat krizin çıkma nedenlerinin yatırımcıların beklentilerini etkilemesi sonucunda borsadaki hızlı yükseliş durdu ve hisse senetlerinin fiyatları düşüşe geçti. Büyük miktarda para bir anda yok oldu. Bu süreçte 4000 banka battı ve binlerce insanın mal varlığı yok oldu. Üstelik refah seviyesindeki düşüşle beraber insanlar sosyal statülerini de kaybetmişlerdi. Bu nedenle ruh sağlıkları da bozulmaya başlamıştı. 2.dünya savaşına kadar bu bunalım devam etti. Peki ırkçılık neden hızla arttı?
John Hawkins adında bir İngiliz'in sahip olduğu ilk köle gemisi 1562'de Amerika sularına girmiştir. Köle ticareti ise şeker kamışı alanlarının genişlemesiyle 1630'lardan sonra yoğunlaştığı görülür. O tarihlerde bir köle gemisinin okyanusu geçmekte olduğu rüzgarın getirdiği kokuyla anlaşılabiliyordu.
Belki de zencilerin kötü koktukları yargısı bu gerçeğe dayanarak doğmuştu. Zenci köleliğinin kaldırılma sebebi diğer insanlarla eşit değerde oldukları için değildi, sanayileşen Kuzey ülkelerinin özgür emek yani emeğini istediği gibi satmak isteyen kişiye olan gereksinimiydi.Zenciler özgür ve vatandaş sayılınca güney eyaletlerinde çıkarılan, zencilerin vatandaşlık haklarını sınırlayan "kara yasalar"a karşı kuzeyin dayattığı yasaya tepki olarak en az beş bin zenci öldürüldü.
1930'larda işsizliğin arttığı bunalım yıllarında, Leeville adlı bir kasabada haftalığını istemek için gelen zencinin, işverenin karısından "kocam ücretini bırakmadan kasabaya indi" cevabı alması üzerine, ona cinsel saldırıda bulunan zencinin, yakalanması, tutuklanması, kasaba halkının ayaklanması, mahkeme salonunun yakılıp, zencinin içinde korunduğu özel hücrenin kubbesinin kaynak makinesiyle delinip, cesedin çıkarılıp alkışlar arasında fırlatılışı,asılışı,kesilişi,yakılışı bir bilimsel araştırmada saptanmıştır. Büyük çoğunluğu aşağı gelir tabakasından olan halk olan, gene büyük çoğunluğu aşağı tabakalardan olan 200 kadar zencinin iş yerlerinin ve evlerinin yağmalanıp yıkıldığını öğreniyoruz.
Linç ve ayaklanma hakkında açılan dava sonunda, linçin sarhoş önderi suçlu bulunmamış, tutuklanan 44 kişiden 43 tanesi serbest bırakılmış suç 17 yaşındaki sabıkalı bir çocuğa yüklenmiş,bir yıl dolmadan salıverilmiştir. Bülbülü Öldürmek kitabında da bir zencinin bir beyaz kadına karşı tecavüz davası işlenir. Davada zencinin lehine kanıtlar sunulmasına rağmen jürinin zenciyi suçlu bulması,kitlelerin veya toplumun ön yargılarının ve kitle psikolojisinin bir sonucu olarak gerçekleşmesiyle açıklanabilir.
Sonuç olarak büyük buhranın da etkisiyle işsizlikteki artışın sonucu olarak satın alma gücündeki düşüş ve ortada bir suçlu olması gerekliliğine inanılması durumu geçmişte oluşan ön yargıyı daha da güçlendirerek ırkçılığı artırmış olabilir. Bir başka düşüncem ise krizden önce orta gelir seviyesinde yaşayan insanların krizle birlikte düşük gelir seviyesine gelmesi ve kendilerini zar zor geçindirebilen zencilerin seviyesine(sosyal statüsüne) düştükleri inancıyla ırkçılığın artmış olabileceğini söyleyebiliriz. Avukat Atticus davada jüriye şöyle seslenir: " Baylar onlar ne derse inanacaksınız çünkü onların varsayımına göre- o talihsiz varsayımlarına göre- bütün zenciler yalan söyler, bütün zenciler temelde ahlaksız yaratıklardır,kadınlarımızın yakın çevresinde hiçbir zenciye güven olmaz, insanların zihinlerinin çapını gösteren bir varsayım bu."
KAYNAKÇA:
https://www.cafrande.org/irk-ve-irkcilik-dusuncesi-zenci-ve-kizilderililere-uygulanan-irkciligin-kisa-tarihi-alaeddin-senel/
https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/buyuk-buhran-83
Yorumlar
Yorum Gönder